|
AYRANCI İLÇESİNİN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
A) Ayrancı’nın
Coğrafi Konumu ve Fiziki Yapısı
a.
Matematiksel Coğrafi Konumu: Ülkemizin genel
yapısında olduğu gibi Ayrancı da, Dünyanın kuzey ve doğu
yarımküreleri üzerinde olup yaklaşık olarak;
36.29-37.11° kuzey paralelleri ile 33.51-34.02° doğu
meridyenleri arasında bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle
ise yaklaşık olarak; 33.41° doğu boylamı ile 37.22°
kuzey enlemlerinin kesişim alanlarında bulunmaktadır.
2.489 km2 toprağa sahip olup, deniz
seviyesinden yüksekliği ortalanma 1.199 m dir. En çukur
yeri ise 997 m ile Akgöl alanıdır.
b.
Özel Coğrafi Konumu: Ayrancı, İç Anadolu Bölgesi’nin
güney tarafında olup, bir bölümü İç Anadolu Bölgesinde
kalırken diğer bir bölümü de Akdeniz Bölgesi’nde
kalmaktadır. Kuzeyi, kuzeydoğusu ve kuzeybatısı yüksek
Toros (Bolkar) Dağları ile çevrili olup güneyi, batısı
ve doğusunda geniş düzlükler (Ayrancı Ovası) yer alır.
İlçe sınırlarımızın güneyinde İçel (Mersin) ili,
kuzeyinde Karapınar ilçesi, Doğusunda Ereğli ilçesi,
batısında ise bağlı bulunduğu Karaman ili topraklarıyla
çevrilidir. İlçe merkezinin yeri, Ayrancı Ovasının Toros
Dağları silsilesine yakın bir yerinde olup Ayrancı Baraj
ile Devlet Demir Yolları İstasyonu arasındadır. İlçe
merkezimizin doğusunda Kiraz Dağı, Çukur Mevki ve
Demirtepe yer alır. Batısı Karaman iline açık geniş
düzlükler olup Kafir Yazısı ve Arpalı Çiftlikleri yer
alır. Güneyinde Ayrancı Barajı, Musa Dağı ve Yurtluk
Tepesi bulunur. Kuzeyinde ise yine Ayrancı Ovası’nın
geniş düzlükleri ile demir yolu bulunmaktadır.
c. Yüzey Şekilleri: İlçenin kuzey ve batı tarafları
fazla engebeli olmayıp Ayrancı ve Karaman ovaları geniş
düzlükler oluşturur. Doğusu ve özellikle güneyini,
gittikçe yükselen ve Ayrancı’yı Akdeniz ikliminden
mahrum bırakan Orta Toroslar kaplar. En yüksek yeri
Bulgar Bozoğlan Tepesidir.
Önemli Dağları: Kuzeyinde Meke Dağı (Karapınar
sınırları içinde) ile bazı küçük engebeler ve tepeler
yer alır. Güneyinde; Musa Dağı, Yüğlük Dağları,
Üçtepeler ve Bolkar Dağları vardır. Doğusunda Kiraz Dağı
ile Ereğli tarafındaki Kozlu Dağları ile kuzey batısında
Çakır Dağları önemli yükseltilerdir. Batısında önemli
bir dağ ya da dağ silsilesi yoktur.
Önemli Ovaları (Düzlükleri) : En büyük düzlüğü,
Ayrancı Ovasıdır. 375 km2 alana sahip olan bu ova
Torosların eteğinden başlar. Batı tarafında Karaman
Ovası ile sınırları olan Ayrancı Ovası’nın, Kuzeyde
Karapınar Ovası, güney doğusunda ise Ereğli Ovalarıyla
sınırları vardır. Bu düzlüğün dışında dağlık alanda ise
oldukça geniş platolar (yaylalar) yer alır. Bu düzlükler
daha çok dağ köyleri tarafından çiftlik ya da yaylak
olarak kullanılır.
A Y R A N C I İ L Ç
E H A R İ T A S I
B)
Akarsuları, Gölleri, İklimi, Bitki Örtüsü ve Doğal
Koruma Alanları
a.
Akarsuları: İlçemiz sınırları içinde önemli bir
akarsu bulunmamaktadır. Ancak kaynağını Bolkar
Dağlarından alan üç dere, Ayrancı Barajını
beslemektedir. Bunlardan birincisi ve en büyüğü: Berendi
yakınlarından Toros- lardan doğan, Kıraman Kale
Deresi’nin de birleşmesiyle büyüyen, Berendi, Kıraman ve
Divle vadisinden Ayrancı Barajına ulaşan Kocadere
ya da Divle Özü dür. İkincisi:
Kayaönü Köyü’nün 4 km doğusundaki Çeşnikır (Çeşniyir)
denilen mevkiden doğan ve giderek çoğalan Kayaönü,
Melikli ve Buğdaylı Vadisi üzerinden Ayrancı Barajı’na
ulaşan Buğdaylı Deresi’dir. Üçüncüsü: Çat
Köyü yakınlarındaki Toros silsilesinden doğan Andıkara,
Kayabeyli ve Başlamışlı Vadisinden Ayrancı Barajı’na
ulaşan Geleri Deresi dir. Bu üç dere
barajın üst kısmındaki İnönü mevkiinde birleşerek baraja
dökülürler. Bu üç derenin de rejimleri düzensizdir. Yani
debileri (1saniyede, m3
cinsindenakıttığı su miktarı) aylara ve
mevsimlere göre değiştiği gibi bazı yıllarda kuruma
düzeyine gelmektedir.
Ayrancı Barajı yeterli beslenmeyi yapamamaktadır. Bunun
için Arayış içinde olan Ayrancılının imdadına bir umut
da olsa “Hışılayık Suyu” yetişti. Bir yeraltı
akarsuyu olan bu suyun gerekli incelemesi D.S.İ.
tarafından yapılıp Ayrancı Barajına ulaştırılması
gündeme geldi. Tüm mali yükünü D.S.İ. nin üstlendiği
çalışmalar bir firmaya ihale edilmek suretiyle
çalışmalar yapıldı ve kısa bir sürede de tamamlandı.
Pınarkaya Köyü arazisi içerisinde olan Hışılayık
Mağarası’ndan 1.292 m uzunluğundaki bir tünelle
yüzeye çıkarılan su, 17 km uzunluğundaki Karaman-Ayrancı
Hışılayık Derivasyon Kanalı ile Ayrancı Barajı’na
aktarıldı. Aynı zamanda Ayrancı ilçe merkezinin içme
suyunun da bu sudan karşılanabilmesi için çalışmalar
devam etmektedir. Ancak kanallarda bazı göçme ve
kaymaların olması nedeniyle suyun sağlıklı bir şekilde
baraja akıtıldığı söylenemez. Bu konuda da iyileştirme
çalışmaları yapılmaktadır.
Hışılayık Suyunun
Tünelden Çıkışını Gösteren Görüntüsü
b.Doğal ve Yapay Göl ve
Göletleri
1.
Akgöl: Bir bölümü ilçemiz sınırları
içerisinde kalan ve bir doğa harikası olan Akgöl
ilçemizin de önemli gölüdür. 29.8 km2 alana
sahip olan gölün deniz seviyesinden yüksekliği 990 m
civarındadır. 1960’lı yıllarda çok sık olan saz ve
kamışla kaplıyken, sularının yükselmesi ile kamışlar
suya gömülmek suretiyle büyük çapta yok oldu. Sonradan
oluşan saz ve kamışlar da cılız kaldı. Barajların
yapılması, özellikle İvriz Barajı’nın yapılması ve İvriz
Suyu’nun baraj tarafından tutulmasıyla gölün beslenme
sorunu başladı. Yeraltı sularının çekilmeye başlaması,
son yıllardaki aşırı kuraklık ve buharlaşma göl
sularının azalmasına ve büyük çapta çekilmesine neden
oldu. Bunun yanı sıra, Ereğli atık sularının
(kanalizasyon suları) arıtılmadan doğrudan göle
verilmesi ve sanayiden doğan bir
Akgöl Sazlıklarından bir görüntü
kirlilik de eklenince göle en büyük kıyım yapılmış oldu.
Akgöl’ün güneyinde, gölden doğal bir setle ayrılan
Böğecik Ambar Köyü yolu kenarında Ambar Köyü arazisinde
bulunan karstik “Düden Gölü” de önemli bir
doğa parçasıdır. Bu gölün etrafı dik kayalarla
çevrilidir. Gölün fazla suları önceden buradan tahliye
olurken, günümüzde tahliye yapmak şöyle dursun, Düden
Gölü’nün suları da tamamen çekilmiş durumdadır. Önceleri
300 dolayında kuş türünün barındığı “Kuş Cenneti”
olan Akgöl’de, günümüzde bu sayı yarıdan da aza
inmiştir.
Sazlık; kuşlar için önemli olduğu kadar, çevresinde
yaşayan insanlar (köylüler) için de önemlidir. Sazlıktan
kesilip ihraç edilen kamışların ünü Avrupa sınırlarını
bile aşmış durumdadır. Ayrıca göl, hayvancılık için de
önemli bir bölge ve tanınmış bir av sahasıdır. Kuş
gözlemciliği turizminin de önemli bir yeri vardır.
Yurdumuz sulak alanlarının önde gelenlerindendir. Tüm bu
yararlarının dışında daha da önemlisi, Akgöl bir sulak
alan olarak çevrenin mikro iklimini düzenlemek, tarıma
hayat vermek, su depolamak ve atık maddeleri temizlemek
gibi gözle görülmeyen yaşamsal işlevlere de sahiptir.
Bu kadar öneme sahip olan bu göle sahip çıkmak;
Karamanlıların, Konyalıların, Ereğlililerin,
Ayrancılıların hatta tüm Türk Milletinin asli görevleri
arasında olmalıdır. Bu düşünce ve anlayışla, Konya
Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 1368 sayılı kararı
ile 1992 yılında göl ve çevresi 1. derecede “Doğal
Sit Alanı” ilan edildi. 1994 yılında Karaman
Valiliğinin girişim ve çabaları sonucunda ise, Bakanlar
Kurulu’nun 30 Mart 1995 tarih ve 95/6717 sayılı kararı
ile “Tabiatı Koruma Alanı” haline dönüştürülüp
tescili yapıldı. Av yasağı da getirilen göl alanının
Milli Park yapılması için girişimler de devam
etmektedir.
2. Ayrancı Barajı: Ayrancı ve ova köylerinin tarım
ve içme suyu ihtiyacını karşılama ve taşkınları zararsız
hale getirme düşüncesi, Ayrancı Barajı’nın yapımında
temel unsur oldu. Zamanın Ayrancı, Ereğli ve Konya ileri
gelenlerinin girişimleri sonucunda D.S.İ. gerekli
incelemeleri yaparak ilgili bakanlığa iletti. Yapılan
görüşmeler sonucunda zamanın hükümeti (Adnan Menderes
Hükümeti), 1952 yılında Ayrancı’nın 5 km güneydoğusunda
Kocadere (Divle Özü) üzerinde Barajın yapım
kararını aldı.
Aynı
yıl W.Wanman adlı bir Alman şirketine 18 milyon TL.
bedelle ihale edildi. Arazi istimlakları yapıldıktan
sonra 1954 yılında inşaata başlandı. Dört yıllık bir
çalışmadan sonra barajın yapımı tamamlandı. 1958 yılının
mayıs ayında bir törenle açılışı yapılıp “AYRANCI
BARAJI” tabelası asıldı.
36 m yüksekliğindeki toprak dolgu barajın, gövde hacmi
1.350.000 m3, genel dolgu hacmi 2.300.000 m3,
göl hacmi ise yaklaşık olarak maksimum 30.900.000 m3
tür. Barajın genel alanı 2.368.050 m2
dir. Derivasyon sarfiyatı ise 150/ m3
sn. dir. Tam olarak faaliyete geçmesi ile 3750 ha. lık
arazinin sulanması planlandı. Ayrıca 2600 ha. lık
arazinin de taşkınlardan korunması amaçlandı. 1962
yılına kadar kanaletlerin yapımı tamamlandı ve tam
kapasiteyle faaliyete başladı. Günümüzde; aşırı
kuraklık, buharlaşma ve yeterli beslenmenin olmaması
nedeniyle başlangıçta belirlenen sulama hedeflerine
ulaşılamadı. Ayrıca barajın üst kısmındaki İnönü mevkii
ile barajın alt kısmındaki derivasyon tünelinin
çevresindeki alanlarda piknik yapılmakta, mesire yeri ve
özellikle 2000 yılından beri mayıs ayının ilk cumartesi
gününde de “Hıdrellez Şenlikleri”
yapılmaktadır.
3.
Dokuzyol Köyü (Orzala) Göleti: Gölet Dokuzyol
Köyü’nün 2,5 km güneyindedir. Devlet Su İşleri
tarafından yaptırılan gölet 1991 yılında işletmeye
açıldı. Homojen dolgu tipinde yapılmış olan göletin
yüksekliği 16 m, toprak yüzeyinden ise 11,5 m dir. Dolgu
hacmi 97.500 m3 olup, maksimum su kapasitesi
390.000 m3
tür. 30 ha. lık araziyi sulayabilecek şekilde
planlanmıştır. Ancak düzenli bir su kaynağının
bulunamaması ve yağışların çok az olması nedeniyle,
planlanan arazinin sulanması yapılamadığı gibi, gölet
zaman zaman da atıl durumda kalmaktadır.
c.
İklimi: İlçemiz karasal iklime sahip olup yazları
sıcak ve kurak, kışları ise sıcak ve kar yağışlıdır. En
çok yağışı ilkbaharda, en az yağışı ise yaz mevsiminde
alır. Bazı yıllarda yaz mevsiminde hiç yağış görülmez.
İkinci derecede yağış ise kış mevsiminde görülür. Bazı
yıllar da uzun süre toprak kar altında bulunur. Kış
aylarında sıcaklık 0°C altına düşerken, en soğuk günler
aralık ve ocak aylarında yaşanmaktadır. Yaz aylarında
sıcaklık ortalaması 30°C üzerine çıkarken en sıcak
günler temmuz ve ağustos aylarında yaşanır.
Karasal iklimin bir sonucu olarak, yazlar sıcak ve kurak
geçtiği için yağışlar da en az bu mevsimdedir. Bu
mevsimde yağış 2.8 mm ile 6.4 mm arasında değişmektedir.
Bazı yıllar ise yağış (0) düzeyindedir. En fazla yağış
ilkbahar mevsiminde, mayıs ayındadır. Bu ayda yaklaşık
olarak 44 mm yağış düşmektedir. Yıllık yağış miktarı
toplam 340 mm civarındadır. Ayrancı da en yüksek
sıcaklık 39°C ulaştığı gibi En düşük sıcaklık -26°C
kadar düşebilmektedir.
Toros Dağları, Akdeniz İkliminin Ayrancı’ya girişini
engellemesine rağmen yine de ilçemizin güney
taraflarında, Akdeniz ikliminin etkisi zaman zaman
hissedilmektedir.
d.
Doğal Bitki Örtüsü: Karasal iklimin bir sonucu
olarak, ilçemizin doğal bitki örtüsü; ilkbaharda yeşeren
ve büyüyen, yaz sıcağının etkisiyle sararıp solan ve
kuruyan ot topluluğu olan step (bozkır) lerden
oluşmaktadır. Bolkar Dağlarında seyrek de olsa ormanlar
bulunmaktadır. Tür olarak ise çevre ormanları daha çok
ardıç ağaçlarından oluşmaktadır. Doğal orman yönünden
fakir olan ilçemizde 1994 yılında, hem erozyonu önleme
hem de doğayı koruma amacıyla Karaman Valiliği’nin
“Her Köye Bir Orman” kampanyası çerçevesinde
ağaçlandırma çalışması yapılmış ve yapılmaktadır.
Ağaçlandırma ile ilgili özet bilgi köylerin kendi
bölümünde verilecektir.
Bu genel doğal bitki topluluğunun dışında, ilçemiz
sınırlarının İçel iline yakın olan alanlarında maki*
tipi ağaçlar ve çalılıklar da görülmektedir. Bunların
dışında özellikle dağ köylerimizin bulunduğu vadi
tabanlarında kavak, söğüt ve meyve ağaçları da
bulunmaktadır. Tatarların Ayrancı’ya gelmesi ve
yerleşmesiyle hız kazanan bahçecilik Ayrancı ve çevre
halkının çok önemli geçim kaynağı oldu. Ancak iklimin
kurak gitmesi ve sulama olanağından yoksun olan
bahçelerimiz son yıllarda istenilen verime ulaşamadı. Bu
nedenle ilçemizde ekonomik sıkıntı kendini iyiden iyiye
hissettirmektedir.
e.
Doğal Koruma Alanları: Ülkemizin doğal yapısını
korumak, erozyonu önlemek ve av hayvanlarının neslini
sürdürebilmek için, Tarım - Orman ve Köy İşleri
Bakanlığınca Ülke çapında koruma ve üretme sahaları
oluşturuldu. Bu çerçeve içerisinde; ilimiz, ilçemiz ve
çevremizin doğal yapısını korumak, av yerleştirme
sahaları oluşturmak için, Konya ve Karaman
Valiliklerince ortaklaşa çalışmalar yapılıp koruma
alanları oluşturuldu.
Daha önce koruma altına alındığı ve Milli Park haline
getirilmesi için çalışmalar yapıldığını anlattığımız
Akgöl dışında, İilçemizi ilgilendiren iki koruma
alanından söz edebiliriz. Bunlardan birincisi:
Doğusunda; Soğanlı Dağlarını takiben, Bulgar Bozoğlan
Tepeye ve kuzeybatı yönünde Kıramanlı Dereye, batısında;
Büyükkoraş Köyü yolu, Pınarkaya’nın Perçin Tepesi
sırtından Yüğlük Dağlarına, güneyinde; Yakut Tepe
sırtından Mer Dağı Tepe, Güldürüm ve Soğanlı Dağı
tepeye, kuzeyinde ise; Ayrancı–Üçharman-Kıraman ve
Berendi vadisini takiben Uludere Kısık Boğazına kadar
olan alandır. İkincisi: Kuzeyi Ereğli-Karapınar
asfaltı ile güneyi Ayrancı–Ereğli asfaltı arasında kalan
saha koruma altına alınmıştır.
2007
yılında Karaman Valiliği’nin aldığı bir kararla: Ayrancı
İlçesi Ağızboğaz Köyü Kiraz Dağı mevkii, kuzeyi
Ağızboğaz–Ayrancı kara yolu, doğusu Ağızboğaz-Üçharman
köy yolu, güneyi Kiraz Dağı etekleri ve Ayrancı Barajı,
batısı ise Ayrancı ilçe merkezi ile çevrili alan, av
yasağı alanı haline getirilmiştir.
C)
Ekonomik Yapısı: Ayrancı İlçemizin ekonomisi
yüzyıllardır tarım ve hayvancılığa dayandırılmış olup,
günümüzde de bu gelenek sürdürülmektedir.
a.
Tarım (Ziraat): Yöremizin tarımsal faaliyetleri çok
eskilere (Hititlere kadar) gitmesine rağmen, ülkemizin
en kurak yerlerinden biri olması nedeniyle fazla gelişme
gösterememiştir. Bölgemizde tarım iki alanda
yapılmaktadır. Bunlardan biri tarla ziraatı
diğeri ise bahçe ziraatıdır.
1.
Tarla Ziraatı: İlçemizin arazisi çok geniş olmasına
rağmen, iklim koşulları, doğal bitki örtüsü, su
kaynaklarının yetersizliği göz önüne alındığında ilçe
halkının tarla ziraatına yönelmesi doğal bir davranış
olmaktadır. Bu alanda ekilip dikilen ürünler; buğday,
arpa, yulaf, çavdar ve bazı yem bitkileridir.
Karamanoğulları ve Osmanlılar döneminde de bölge tarımı
yine bu ürünlerle sınırlı idi. Zamanın koşulları gereği,
ilkel bir anlayışla yapılan tarımda verim oldukça
düşüktü. Bahçe ziraatı da yok denecek kadar azdı.
Osmanlı Devleti’nin köylüye getirdiği vergi yükü de
tarımı olumsuz yönde etkilemekteydi. Kısaca Türkiye
Cumhuriyeti dönemine kadar geçen süreçte, ülkemiz ve
çevremizin tarımı fazla iç açıcı değildi. Çiftçi
sonbaharda tarlaya tohumu atıyor, hiçbir çaba
göstermeksizin gerisini Allahtan bekliyordu. Yağış olur,
afet ve don olayı olmaz ise ihtiyacını karşılayacak
ürünü elde ediyordu. Fazla da bir beklentisi olmuyordu.
Ancak elde ettiği hasat ne kadar olursa olsun isterse
ektiği tohumunu tekrar elde etsin, elde ettiği bu ürünün
1/10’unu yani öşür vergisini vermek zorundaydı.
(Tanzimat’a kadar, Müslüman olmayanlardan alınan bu
vergi 2/10 olup haraç vergisi adını alıyordu) Bu
vergi yüzyıllarca halkın sırtında bir kambur olarak
kaldı ve adaletli bir uygulama da yapılamadı. Geçimini
sağlayamayan ve sıkıntıya düşen köylü, vergisini de
veremeyince köyünü tarlasını terk ederek kasaba ve
şehirlere göç ederek, geçimini buralarda sağlamaya
çalıştı. Bu durumda tarımda büyük bir gerileme yaşandı.
Kurtuluş Savaşı yıllarında da Türk halkı özellikle Türk
köylüsü büyük sıkıntılar çekti. Ancak özgürlük ve
bağımsızlığı için yılmadı. Her türlü zorluğa katlandı ve
başardı. Düşmanı yurttan attı. Bundan sonra durum ne
olacaktı.
Özgürlüğümüz ve bağımsızlığımız kalıcı olabilecek mi ?
Özgürlüğün ve bağımsızlın kalıcı olması ülkenin
ekonomisine bağlıydı. Yolu emperyalist devletlere muhtaç
olmamaktan geçiyordu. Öyleyse ulkemizi ekonomik alanda
kalkındırmak, özgürlük ve bağımsızlığımızın devamı için,
ilk ve en önemli koşuldu.
Kurtuluş Savaşı başarılıp, düşman yurttan atılır
atılmaz, daha Lozan Antlaşması imzalanmadan, Gazi
Mustafa Kemal Paşanın ilk işi, Türkiye’yi ekonomik
bakımdan kalkındırmak için, 18 Şubat 1923 tarihinde
İzmir İktisat Kongresi’ni topladı. Burada ülkemizin
ekonomik alanda kalkınması için “Misak-ı İktisadi”
adı verilen ulusal kararlar alındı. Ancak istenilen
sonuca ulaşılamadı. Mustafa Kemal’e göre; tarımsal
üretimi artırarak köylünün durumunu iyileştirmek
zorunluydu. Türkiye bir tarım ülkesi olduğuna göre
kalkınmayı köylüden başlatmak gerekiyordu. Atatürk
tarımın önemini ve köylünün değerini şöyle anlatıyordu:
“Dünyada fetihlerin iki aracı vardır: Biri kılıç,
diğeri ise sabandır. Zaferin aracı yalnız kılıçtan
ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur,
aşağılanır, sefil ve perişan olur. Kendi memleketinde
bir mahkûm ve tutsak durumda kalabilir. Onun için gerçek
fetihler yalnız kılıçla değil, sabanla yapılanıdır.
Milletleri vatanlarında yerleştirmenin aracı sabandır.
Saban kılıç gibi değildir. Kılıç kullanan kol çok
geçmeden yorulduğu halde, sabanını kullanan kol zaman
geçtikçe toprağın daha da sahibi olur. Eğer milletimizin
çoğu çiftçi olmasaydı, bugün dünya üzerinde
bulunmayacaktık. Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir?
Bunun cevabını derhal birlikte verelim. Türkiye’nin
gerçek sahibi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde
herkesten daha çok refah, mutluluk ve zenginliğe layık
olan köylüdür.” Diyen Atatürk tarımı geliştirme
yolunda reformlar yapacağını göstermiştir. Yine Atatürk,
Büyük zaferden hemen sonra ekonomik alanda kalkınmadan
söz ederek; bağımsızlığımızı korumak, ve emperyalist
güçlere muhtaç olmamak için: “Siyasi ve askeri
zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik
zaferlerle (başarılar) taçlandırılmazlar ise meydana
gelen zaferler varlıklarını sürdüremez, az zaman sonra
sönerler. Zaferimizin başarısını sürdürmek istiyorsak,
ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin sağlanması ve
geliştirilmesi gerekir. Yeni Türkiye Devleti bir ekonomi
devleti olacaktır.” Diyerek ekonomimizin
güçlendirilmesi gerektiğini her fırsatta dile
getirmiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye tarımını geliştirmek
için Atatürk, TBMM aracılığı ile birçok kanun ve
kararlar çıkartıp uygulamaya koydurdu. Öncelikle halkın
sırtına önemli bir yük olan Aşar Vergisi
(Öşür vergisi) kaldırıldı (17 Şubat 1925), Ziraat
Bankasının desteğinde “Tarım Kredi
Kooperatifleri” kuruldu. Tarım kesimini ve
köylüyü aydınlatmak için ziraat okulları açıldı.
Kısmi Toprak Reformu yapıldı, ancak istenilen
sonuç alınamadı. Tarımda modernleşmeye gidildi. (Sulama,
gübreleme, zararlılarla mücadele, pazarlama, üründe
çeşitlilik, modern tarım aletleri vs.) Cumhuriyetimizin
ilk yıllarında ülke tarımında büyük ilerlemeler
kaydedildi. Örnek çiftlikler kuruldu. Bizzat Atatürk’ün
kurdurduğu çiftliklerden birisi de Küçükkoraş, Divaz ve
Kayaönü köylerinin yaylası olan Düden’deki
Atatürk Çiftliği’dir. Ayrıca Cumhuriyetin ilk
yıllarında kurulan, günümüzde de işlevini sürdüren Tarım
Kredi Kooperatifi, hem ilçe merkezimizde hem de Ambar
köyünde bulunmaktadır.
Son 15-20 yıldır görülen kuraklık, akarsuların
yetersizliği, Ayrancı Barajı’nın yeteri kadar su
toplayamaması gibi nedenler, ilçemiz ve çevresindeki
tarım üretimini birinci derecede olumsuz yönde etkiledi.
Bunun yanı sıra; don olayları, doğal afetler (ör. dolu
vurması), teknolojinin yeteri kadar kullanılamaması ve
gübre, mazot, ekim-biçimdeki yüksek girdiler de
eklenince tarımda beklenen gelişme sağlanamadı. Bu
alandaki gelir düzeyi ileri gideceği yerde daha da
geriledi. Son yıllardaki bu olumsuz gelişmeler, Ayrancı
ve çevresi halkının kasaba ve köyünü terk edip, çevre il
ve ilçeler ile büyük metropollere göç etmesine neden
oldu.
İlçemizin, sulama olanağının olmadığı ya da kısıtlı
olduğu yerlerinde tahıl ekimi ön plana çıkmış olup,
kıraç arazilerde sadece arpa, buğday, çavdar, yulaf gibi
ürünler ekilmeye başlandı. Sulama olanağı olan yerlerde
ise; şeker pancarı, fasulye, mısır, sebze ve çeşitli yem
bitkileri ekilip dikilmeye başlandı. Verimliliğin düşük
olması nedeniyle tarım alanında fazla yatırıma
gidilemedi. Tarımda makineleşme yerleşmiş olmakla
birlikte, köylü bundan yeteri kadar yararlanmadı.
Özellikle sulama konusunda geleneksel yöntemlerin
kullanılması, su tüketimini artırırken, tarımdaki
verimliliği düşürdü. Kuyu açarak yeraltı sularından
yararlanma olanağı olan yerlerde, yağmurlama ya da
damlama gibi yöntemlerle sulama yapılarak, daha az su
ile verimliliği yüksek olan ürünler
yetiştirilebilmektedir. Son yıllarda bu yöntemleri
kullanarak üretim yapan alanlarda artış görülmesine
rağmen uygulama yaygınlaşmayıp, geleneksel sulama yine
sürdürüldü. Öyleyse bu konuda halkın eğitilmesine ve
halka yol gösterilmesine acilen ihtiyacı olduğu
görülmektedir.
Günümüzde modern sulama ile ilgili çalışmalar yapılmakta
olup “Ayrancı ve Köyleri Sulama Birliği”
adı ile kurulmuş olan; Ayrancı merkez, Ambar, Kavuklar,
Karaağaç, Kale, Ağızboğaz, Hüyükburun, Dokuzyol, Saray
ve Böğecik köyleri ile Karaman’ın Akçaşehir Beldesi’nin
de üyesi bulunduğu birliğin amacı; Ayrancı Barajı’ndan
suyu kapalı bir şekilde adı geçen yerleşim birimlerine
ulaştırıp, arazilerin sulamasını gerçekleştirmektir.
Proje çalışmaları sürdürülmektedir.
2.
Bahçe Ziraatı: Ayrancı ve çevresinde akarsu
kenarlarında nadiren de olsa, meyve ağaçlarına
rastlanmasına rağmen gerçek meyvecilik (bahçecilik)
Tatar Türkleriyle başlamıştır. 1903 yılında Ayrancı’ya
gelip ilçemizin şimdiki yerinde Osmaniye adıyla köy
sonradan da nahiye kuran Tatarlar, Kırım
Yarımadası’ndaki geleneksel yaşamlarını sürdürdüler ve
bahçe tarımını ön plana çıkardılar. Ancak var olan meyve
ağaçlarının çeşidi az ve kalitesi düşüktü. Her ne kadar
Ayrancı’da (Osmaniye’de) ilk bahçeyi Alim Ağa, ilk
fidanlığı ise Habibullah Ağalar oluşturmuşlarsa da bu
yeterli değildi. Ancak meyve ağaçlarının çeşidi ve
kalitesi yönünden zayıf olan bahçe ve fidanlıkların
geliştirilmesine ihtiyaç vardı. Bunun için Osmaniye
nahiyesinde oluşturulan bir Tatar Heyeti Kırım’a
gönderildi. Heyetin amacı Ayrancı’ya kaliteli ve çeşitli
meyve ağaçlarını getirmekti. Giden heyet Rusların
baskısında kaldı. Ancak çalışmalarını gizli de olsa
yürüttü. Heyet çeşitli meyve ağaçlarının çekirdeklerini
temin ederek, gizli bir şekilde Rusya’dan çıkarıp,
Türkiye’ye Ayrancı’ya getirmeyi başardı. Bundan sonra
yeni oluşturulan fidanlıklarda bu meyve fidanlarına yer
verildi. (Ayrancı’nın kuruluşu bahsinde bu konuda
ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.)
Meyvelerden çevreye iyi uyum sağlayan, özellikle kendine
özgü lezzetiyle ün kazanmış olan beyaz kiraz ve
tokaloğlu kayısı ön plana çıktı. Yeni oluşturulan
kaliteli ve verimli bir şekilde ürün alınması sonucunda
bahçeler yaygınlaştı. Ayrancı merkezinin dışına köylere
taştığı gibi, çevre il ve ilçelerde de bu alanda ekim
dikim yapılmaya başlandı. Kocadere vadisinde ve Koraşlar
çevresinde, bahçeciliğin ve kavakçılığın oluşmasında,
Tatar kökenli olan merhum Hasan Çağlar öncülük yaptı.
Bana ilk okuma yazmayı da öğreten bu öncü insan ve
değerli eğitmenimi bu vesileyle saygı ve rahmetle
anıyorum.
Ancak nüfusun artmasıyla birlikte, ekili dikili
alanların hızla çoğalması, baraj suyunun yetersiz
kalması, uzun süreli kuraklığın yaşanması nedeniyle
meyve bahçelerinde ciddi hasarlar meydana geldi.
Vatandaş istediği ürünü elde edemeyince bahçesi için
masraf da yapamadı. Bahçelerin bir kısmı el
değiştirirken bir kısmı kendi kaderiyle baş başa
bırakıldı. Hatta bazı meyve bahçelerindeki ağaçlar
sökülerek, bahçeler tarlaya dönüştürüldü. 1970’li
yıllarda her gün Ayrancı dışına komyon komyon meyve
taşınırken son yıllarda bu görüntüden eser kalmadı. Bu
şekilde, bir zamanlar efsane dönemini yaşayan Ayrancı
meyveciliği, çekiciliğini tamamen kaybetti.
Bu duruma bakarak, Ayrancı’da bahçecilik ve meyvecilik
sona mı erdirilmeli? Bunun yanıtı kısaca büyük bir
HAYIR olmalıdır. Öyleyse ne yapmalıyız? Buna
verilecek yanıt ise şu olabilir: Kuraklık ve susuzluk
Ayrancı ilçesi’nin önemli bir sorunudur. Ancak bundan da
önemlisi, suyun bilinçsizce, hatalı ve verimsiz bir
biçimde kullanılması daha büyük sorundur. Bunun önüne
geçmek için; bu konuda eğitim almak ve vermek, modern
sulama usullerinden yararlanmak, damlama ya da
yağmurlama yöntemleri için alt yapılar oluşturmak, bu
alandaki sulamayı özendirip, yaygınlaştırmak çözüm
olabilir. Bu nedenle Ayrancımızın, bahçecilik ve
meyvecilikte o efsane günlerine döneceğini umuyor ve
inanıyorum.
b.
Hayvancılık: Anadolu’nun pek çok kırsal kesiminde
olduğu gibi, Ayrancı ve çevresinde de hayvancılık halkın
geçim kaynağından birisidir. Özellikle dağ köylerinde en
önemlisidir. Diğer alan ise incelemiş olduğumuz tarım
olup, ova köylerinde ön plandadır. Türklerin Anadolu’ya
gelmesinden itibaren bu yörede varlığını sürdüren
Yörükler ve Türkmenlerin temel geçim kaynağı
sürüleriydi. Bu kaynak ve yaşam biçimi yüzyıllarca devam
etti. Vergi nedeniyle zaman zaman sıkıntıya düşen halkın
imdadına yine Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk ve
TBMM yetişti. Aşar vergisinin kaldırılmasından sonra
ağnam vergisine de son verildi. Bu durumdan en çok
memnun olanlar Yörükler ve yarı göçebe Türkmenler oldu.
Ayrancı ve çevresinde mera arazilerinin genişliği ve
step bitki örtüsünün olması nedeniyle küçükbaş
hayvancılıkta gelişme görülür. Özellikle dağ köylerinde
hayvancılık daha da ileri bir düzeydedir. Ancak dağ
köylerimizdeki mera yetersizliği nedeniyle halk yazları
sürülerini yaylalara çıkarır. İster köylerde isterse
yaylalarda olsun üretilen sütler genelde Ereğli, Karaman
ve Ayrancı’da kurulmuş olan mandıralar tarafından
toplanıp işlenmektedir. Halk sütü belirli bir süre
mandıracılara verir. Mandıraya vermediği zamanlarda ise
kışlık ihtiyacını karşılamak için yoğurt, peynir,
tereyağı ve çökelek yapar. Özellikle tulum peyniri ön
plana çıkar. Bu peynirler Divle obruğuna konularak daha
lezzetli özelik kazanır ve daha pahalıya müşteri bulur.
Küçükbaş hayvancılık hem ova hem de dağ köylerinde
gelişmiştir. Özellikle sürüler koyundan oluşmaktadır.
Küçükbaş hayvancılık köylerimizde klasik şekilde
yapılmaktadır. Ancak devletin desteği ve modern
usullerle hayvancılık için köylülerimiz teşvik
edilmektedir. Yapılan bir proje çalışması ile Kale,
Saray ve Karaağaç köyleri kurdukları “Tarımsal
Kalkınma Kooperatifi” aracılığı ile modern
koyunculuğa teşvik edildi. Bu teşvikten yararlanan
köylüler gerekli alt yapıyı (modern ahırlar) oluşturmaya
çalışıyor. Çalışmalar tamamlanır tamamlanmaz her aileye
ellişer damızlık koyun verilmek suretiyle köylerimizin
ve köylülerimizin kalkınması sağlanacaktır.
Küçükbaş hayvancılığın dışında, yöremizde büyükbaş
hayvancılıkta da önemli adımlar atıldı. Süt
besiciliğinin yanı sıra et besiciliğinde de gelişmeler
sağlandı. Özellikle Tarım Orman ve Köy İşleri
Bakanlığımızın, Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma, ya da
kooperatifleşme yoluyla devlet destekli olarak büyükbaş
havyacılığı geliştirme ve destekleme projeleri
oluşturulmuştur. Bu alanda, Kıraman ve
Üçharman köylerinin ortaklaşa kurdukları
“Tarımsal Kalkınma Kooperatifi” nin başarılı olması,
köylere önemli ölçüde ekonomik katkı sağlarken, hem de
diğer köylerimize örnek oldu. Adı geçen kooperatifler
örnek oluşturmakla birlikte, hayvancılık işletmeleri
daha çok küçük çapta aile işletmeleri düzeyinde kaldı.
Bu durumda bile elde edilen ürünlerin pazarlama sorunu
yaşanmaktadır. Bu durum da hayvancılığın gelişimini
engellemektedir. Öyleyse hedef; daha büyük, modern
işletmeler oluşturup lezzetiyle, ambalajıyla, hijyenik
özelliği ve albenisi daha üst düzeyde mal üretmek
olmalıdır. Gerekirse işbirliği yapılarak tesisler
büyütülüp, fabrikalara dönüştürülmelidir. Bu arada
üretici firma ve elemanları dünya standartlarını
tanımalı, ürününün kalitesini yükseltmeli, görgü ve
bilgilerini artırmalıdır. Bunun için; ulusal alandaki
aynı işi yapan firmalarla bağlantılar kurduğu gibi
dünyaya açılarak tüm gelişmelerden haberdar olmalı ve
sürekli kendilerini yenilemelidir.
Mandıracılık alanında ilçemizin özellikle Berendi
köyünde büyük bir ilerleme gözlenmektedir. Daha çok
Ereğli’de tesislerini kuran hemşerilerimiz oldukça
başarılı olup büyük çaplı işletmeler kurmuşlar ve
kurmaktadırlar. 2007 yılının Kasım ayında araştırmalarım
için Ayrancı’ya gittiğimde, akrabam olan Berendili
Akbel’lerin yeni oluşturdukları eski merinos
çiftliğindeki tesislerini de gezdim. Konuya fazla
yakınlığım olmamasına rağmen, gördüklerim karşısında
heyecanlandım ve onur duydum. Bu alanda daha da
gelişmeleri dileğiyle AKBEL’leri kutluyorum. Bu gibi
örnek kuruluşların çoğalmasını diliyorum ve bu tür
yatırımların Ayrancı’ya da kaydırılmasını bekliyorum.
Hayvancılık konusunda son olarak şunu belirtmeliyim:
Hayvancılığın gelişmesi ve modern yöntemlerin
uygulanmaya başlaması ile yeni bitkilerin üretimi de
yaygınlaşmaktadır. Ayrıca bu alanda yapılan devlet
desteği de önemli katkılar sağlamaktadır.
c. Ticaret: Küçük çaplı ve bireysel işletmeler
dışında hiçbir sanayi tesisi bulunmayan Ayrancı
İlçesinde, gelirin düşük olması nedeniyle ticaret de
fazla gelişememiştir. Küçük esnaf dediğimiz dükkânlar
dışında, günümüzde asgari düzeye inen dokumacılık ve el
sanatları bazı köylerimizde ticari olarak
değerlendirilmektedir. Ancak Ayrancı ekonomisine katkısı
çok azdır. İlçemizde ekonomik faaliyetlere katıda
bulunan kuruluşlar arasında; T.C. Ziraat Bankası Ayrancı
Şubesi, Tarım Kredi Kooperatifi, Esnaf Kefalet
Kooperatifi ve Toprak Mahsulleri Ofisi sayılabilir.
d.
Sanayi: İlçemizde herhangi bir sanayi tesisi
bulunmamaktadır. Ancak Ayrancı Belediyesi tarafından
yaptırılan (Ayrancı çıkışı, Ereğli yolu üzerinde) küçük
sanayi sitesi mevcuttur. Burada araç bakım ve onarımları
yapılmaktadır. Herhangi bir yeni üretim söz konusu
değildir. Bundan sonra gerekli araştırmalar yapılıp,
çevreye uygun sanayi dalları oluşturulabilir.
Ayrancımızın ya da yakın çevreden ilgi duyanların, bu
yolda çalışmalar ve girişimler yapacağına ve ilçemizin
çehresini değiştireceklerine inanıyorum. Bu kadar
kaliteli mermer yatakları ve üretimi olan Ayrancımızda,
neden ulusal düzeyde mermer işleme tesisleri kurulmasın!
Bence yakın bir gelecekte bu tesisler Ayrancı ve
çevresinde görülecektir. (Burada sadece bir örnek
verdim. Bu çaba ve girişimlerin alanı daha çok
genişletilebilir.)
e.
Madenleri: İlçemizde birçok maden yatakları olmasına
rağmen rezervinin az, kalitesinin düşük ya da
işletmesinin pahalıya mal olması nedeniyle
işletilememektedir. Önemli maden alanlarımız Bolkar Dağı
çevresinde toplanmıştır. İlçemiz ve çevresinde bulunan
maden yatakları ve işetilmekte olan
madenler:
1.
Aliminyum (Boksit) Madeni: Bolkar Dağı’nın; Küçük
Ulubat Tepe mevkiinde 433.000 ton, Çilobruğu mevkiinde
215.000 ton, Civcik (civciv) Kuyusu mevkiinde 69.000
ton, Kıramanlı Gökkol mevkiinde 15.000 ton, Ulubel
yolunun doğusu ve batısında: 242.000 ton, Gerdekese (Gerde
Kilise) mevkiinde 2.435.000 ton ve Çokdereler mevkiinde
2.435.000 ton olmak üzere 6.198.000 ton rezervin olduğu
tahmin edilmektedir. Bu alanların dışında Küçükkoraş ve
Kayaönü köyleri sınırlarının birleştiği alan olan
Ayrancı-Erdemli yolu çevresinde Sakarat
denilen mevkiinde önemli boksit yatakları bulunmaktadır.
Bu alanlardan Çat Köyü’nün Gerdekese Yaylası
çevresindeki yataklarla, Kayaönü ve Küçükkoraş sınırları
içerisindeki Sakarat mevkiindeki yataklar
işletilmektedir.
2.
Talk Madeni: Bu maden sanayiye dönük bir maden olup,
renkli seramiklere katkı maddesi olarak
kullanılmaktadır. Kıraman Köyü’nün kuzeyindeki Mazı
(Masa) Deresi, Dileğmez (Dildeğmez) Dere ve Dolaydere
civarında bu madenin yatakları bulunmaktadır. 1992
yılında Selçuk Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği
Bölümü’nden Prof. Dr. Sedat TEMUR gözetiminde Jeolog
Abdurrahman MURAT’ın “Kıraman Köyü (Ayrancı
-Karaman) Kuzeyinin Jeolojisi ve TALK Yatakları”
adlı yüksek lisans tezi, maden ve maden alanı
hakkında geniş bilgi vermektedir. Açıklamaya göre;
inceleme sahası Ayrancı’nın 15 km (Bu bilgi yanlış olup,
doğrusu 20 km dir.) doğusunda Kıraman Köyü’nün kuzey
kesiminde yer almakta ve yaklaşık olarak 75 km2
alanı kapsamaktadır. Aşağıdaki haritada gösterildiği
gibi çalışmanın amacı, yöredeki talk yataklarının
jeolojisini, yayılımını, oluşumunu ve teknolojik
özelliklerini araştırmaktır.
Talk yataklarının enine jeolojik
kesiti
Talk yatakları yer buldum haritası
Araştırmaya göre, talk yatakları yörede dört ayrı yerde
yüzeylenmek-tedir. Masa Deresi (Mazı Deresi) kesiminde
ise beş ayrı yerde ortaya çıkmaktadır. Bunlardan
Dildeğmez Dere ve Dolaydere’deki talklaşmalar
diğerlerine göre daha büyük rezerv vermektedir. (Rezerv
hesaplaması, jeolojik blok yöntemiyle yapılmıştır.)
Dildeğmez Dere yatağı 13.000 ton görünür olmak üzere
50.000 ton rezerv vermektedir. Dolay Dere yatağı ise
67.000 ton görünür olmak üzere 200.000 ton muhtemel
rezerv vermektedir. Yani Dildeğmez Dere ve Dolaydere’de
toplam 250.000 ton işlenebilirliği olan talk madeni
mevcuttur. Tezdeki açıklamaya göre, yöredeki yataklardan
işletilebilecek talk; yüksek demir, aliminyum, suda
çözünen madde ve SiO2 maddesi ile düşük MgO yağ emme
kapasitesinden dolayı düşük kaliteli olup,
zenginleştirme işlemine gerek kalmadan seramik katkı
maddesi olarak kullanılabilecek özelliktedir.
Dileğim, bu madenin işletmeye açılması ve araştırmaların
daha da genişletilmesidir. Yine tezdeki açıklamaya göre
talk madeni; açık yeşil, ince taneli, lifsi görünümlü
agregatlar şeklindedir. % 3-4 oranında manyetiti ve
daha az miktarda kromit kalıntıları bulunmaktadır.
Talkın ince çatlaklarında asbest (kanserojen madde)
oluşumları ve talk-serpantinit dokanaklarına yakın
kesimlerde pikrolitlere rastlanmaktadır.
Bu nedenle köylülerime şu uyarıyı yapmak
istiyorum: Bu madeni gelişigüzel kullanmayın. Ben,
çocukluğumda ve gençliğimde bu hataya düşenleri gördüm.
Evleri dışardan gösterişli hale getirmek ve parlak
göstermek içi maden alanından getirdikleri “ak
toprak” dedikleri toprakla, yani madenle badana
(sıva) yapanları biliyorum. Maalesef onlardan bazıları
kanser hastalığına yakalanarak yaşamlarını yitirdiler.
Bu konuda köylümüzün daha bilinçli davranması ve bu
madenle içli dışlı olmaması benim samimi dileğimdir.
Akpıar Köyünde de talk ve Amyant (asbest) yataklarının
olduğu biliniyor. Ancak herhangi bir çalışma ve işletme
girişimi olmamıştır. Maden hakkında geniş bilgiye de
sahip değiliz.
Bolkar Dağında demir, kurşun, gümüşlü kurşun ve
hatta altın madeninin varlığı bilinmektedir. Yine
ilçemizin Berendi Köyü’nün Meydan Yaylası çevresinde
Çinko-kurşun yatakları ile Bolkar Dağı’nın Berendi
yakınlarında krom madeni yatakları bulunmaktadır. Ancak
bu madenler işletilmemektedir.
3.
Linyit Madeni: Kavuklar Köyü’nün kuzey batı
tarafında zengin linyit yatakları bulunmuş olup,
işletmeye açılması için çalışmalar yapılmaktadır. Bu
linyit yatakları daha çok Karapınar ilçesi toprakları
içerisinde bulunmaktadır.
4. Mermer ve Kireçtaşı Madeni: İlçemizin birçok
yerinde mermer yatakları bulunmakta ve birçoğu da
işletilmektedir. İlkçağ’da Romalılar zamanında ilçemiz
çevresinde mermer işletmeciliği ve işlemeciliği
Kale Köyü ile Koraş köyleri civarında
yapılmıştır.
Günümüzde, Pınarkaya Köyü’nün
Tosuntaş, Söğütçük mevkii ile Küçükkoraş Köyü’nün
sınırları içerisinde ve Yarıkkuyu Köyü’nün
Bekar Deresi mevkiinde işletilmektedir. Kayaönü
Köyü’nün Gümüş kuyusu mevkii ile Kıraman
Köyü’nün Arpalı Yaylası (çiftliği) mevkiinde
mermer yatakları olup, ocak açma çalışmaları
sürdürülmektedir. Dokuzyol Köyü çevresinde de mermer
yataklarının olduğundan söz edilmektedir.
Ağızboğaz ve Böğecik
köyleri çevresinde de mozaik (kireçtaşı) yatakları
mevcut olup, Böğecik Savran Mahallesi yakınlarında maden
ocağı açılmış ve faaliyetini sürdürmektedir.
|